Yazım tarihi Ocak 3, 2008 yazan: senginy
düşünüyorum öyleyse varım… ya düşünemeyenler, onlar hiçlikleriyle rahatsızlık yaratıyor. düşünemiyor ama düşünürmüş gibi yapmaktan da kendini alamıyor. o da farkında düşünmenin ne kadar güzel bir şey olduğunun aslında ama kafasında dezenformasyonla oluşturulan kirli duvarı aşamıyor.
düşünürmüş gibi yaparken en kolay yol kıyas yapmaya kalkmak, ama dedik ya düşünürmüş gibi yaptığı için kıyas kaba saba ve alakasız oluyor, inceliklerine varamıyor kıyasın. mazluma destek olmak adına `hepimiz ermeniyiz` diyene `hepimiz türküz` diyerek yapıştırıyor cevabı, halbuki hafızasını su altı seviyeden iki ayaklı seviyeye çıkarsa hatırlayacak nazilerce öldürülen türk ailenin ardından binlerce alman’ın “hepimiz türküz” diye yürüdüğünü, hatırlayacak hepimiz ermeniyiz diye yürüyenlerin aynı anda filistinliler için “hepimiz filistinliyiz”, ıraklılar için “hepimiz ıraklıyız” diye yürüdüğünü.
düşüncenin gücü burada işte, insanı insan yapmakda, ama yanlış anlamasınlar `yüzde yüz düşünce gücü`nden bahsetmiyoruz burada.
Kategorisi: demokrasi | Etiketler: agos, demokrasi, faşizm, hrant dink, ogün samast, suikast | Yorum Yok »
Yazım tarihi Aralık 12, 2007 yazan: senginy
Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin her birinin seyrek ya da yoğun bir şekilde kadrolaşma eğilimi olmuştur. Kadrolaşma dendiğinde insanın aklına ilk olarak Milliyetçi Hareket Partisi gelir, daha sonra ise cumhuriyetin ilk yıllarındaki politikalarıyla Cumhuriyet Halk Partisi. CHP’nin ilk yıllardaki kadrolaşmasını o yıllar içinde değerlendirebiliriz ama Mustafa Kemal öldükten sonra Recep Peker’in başlattığı hareketi asla haklı çıkarmaz bu. Türk Hükümetlerinin kadrolaşma eğilimlerini incelem için özellikle CHP ve AKP incelenmelidir, MHP ise daha çok yandaşını kayırma biçiminde hareket edip ahbap çavuş ilişkisi içinde kaldığından dolayı devlette yoğunlaşmış ama asla devlet içinde niceliklerinin verdikleri niteliğe kavuşamamışlarıdır -burada derin devlet konu dışıdır bahsedilen genel olarak bütün devlet kadrolarıdır-. Fakat CHP ve AKP devleti partinin egemenliğine sokmak için yapmıştır ve planlı bir harekettir, MHP’nin hareketi gibi plansız değildir.
CHP kadrolaşması kendi içinde iki alt döneme ayrılabilir. Kemal Peker öncesi ve sonrası dönemler. Kemal Peker öncesi dönem devlet kurumlarının yeni yeni oluşturulduğu, partinin yeni kurulduğu, bu ikisi arasındaki çizginin yenilikleri ve geçmişten gelen İttihat ve Terakki tecrübesi yüzünden belirsiz olduğu dönemdir. Recep Peker’in CHP genel sekreti olduktan sonraki dönemi ise oluşun tarihinden bağımsız olarak 1936 ile başlatabiliriz. CHP genel sekreterinin içişleri bakanı olması ve uzantısı olarak CHP il başkanlarının aynı anda vali olması, 18 haziran 1936′da parti genel başkanı vekili ismet inönü’nün yayınladığı genelge ile parti ile hükümetin birleştirilmesi kararı sağlanmıştır ki bu genelge bu dönemin karakterini yansıtır. Atatürk bunların bir kısmına karşı çıkmış bir kısmına göz yummuştur; ancak onun hedefinin demokratik ve müreffeh bir toplum olduğundan şüphe oluşturmaz bu göz yummaları, devrim zamanı uygulamalarıdır sadece. Kaldı ki CHP zamanla bu uygulamadan vazgeçmiş ve çok partili siyasal hayata geçilmesine izin vermiş, Türk demokrasisine en büyük katkıyı sağlamış partilerden biridir.
AKP de devleti ele geçirmek ve dönüştürmek istemektedir, bunun için gerek toplumsal gücünü gerek sermaye gücünü gerekse de meclisdeki çoğunluğunu kullanmaktadır. İktidara ilk geldiği dönemde Refah Partisi tecrübesi ile çok ılımlı davrandır ve özellikle de liberal aydınların desteğini aldı. Fakat 2. iktidar döneminin ilk 4 ayında bundan önceki 4,5 yılda olmadığı kadar cüretkar oldu. Özellikle çıkardığı Hakim ve Savcılar Kanunu ile yargıyı tek hamlede ele geçirmeye çalışması, devlet kuruluşlarına yapılan atamalardaki cemaat kriteri, Kamu Personel rejiminin hükümetin atama yetkisini çok genişletecek şekilde değiştirilmek istenmesi bunun en açık göstergesidir. Ve bu AKP hala “onlar devlet, biz siviliz halkız” yalanını dillendirmekte. AKP artık devlet olmuştur, cumhuriyet tarihinde devlet ile bu kadar iç içe bir tek kuruluş yıllarında daha sonra bu durumu kendi isteğiyle demokratikleştiren CHP geçmişti.
Okan Bayulgen’in Bu Sizi İlgilendiriyor’da konuk ettiği AKP adayı genç kaymakam Özlem, CHP’nin parti devlet uygulamasını kıyasıya eleştirirken sergilediği demokrasi aşkını şimdi de sergileyebilir mi acep? Ya da bunu yapacak her hangibir AKPli var mıdır? Yoktur.
AKP’nin ele geçirdiği güçlere bakalım: Yargı,YÖK, TBMM, TMSF, TCMB, THY… ve bunları gizlemek için medyanın büyük kısmı, bir de Çankaya. Bütün bunlar ard arda geldiğinde inanılmaz bir hegemonya kurulduğu görülüyor.
Son zamanlarda çıkan bazı haberlere ve yazılara link vermek istiyorum: http://www.milliyet.com.tr/2007/12/12/yazar/temelkuran.html
http://www.haber5.com/haber.php?haber_id=302119
Kategorisi: demokrasi, siyaset | Etiketler: akp, kadrolaşma, parti devlet | Yorum Yok »
Yazım tarihi Aralık 11, 2007 yazan: senginy

biraz öznel olacak ama oyunun! tanımı anca böyle olur;
is homesick: bugün insan hkları günüydü, ergun özbudun’un da katıldığı bir konferanstaydık insanlar sanırım anayasa taslağındaki laiklik tanımını hakkında konuşuyorlardı, ben de celtic’e 10-15 milyon dolar aralğında birhücuma dönük orta saha düşünüyorum. sonunda football manager ergun hocadan üstün geliyor ve konferas bitmeden çıkıp eve geliyorum. evi özlemişim, fm var.
unhappy with his manager: hayatta çalışmak lazım ama çalışırken fm oynayamıyorum, işverenimin bana fm oynayacak mekanı ve zamanı vermesini istiyorum.
has personal problems: yolda insanların yürüşlerine bakıp bundan forvet, bundan göbek olur, kızılay’da gördüğüm adamla metrodaki adam forvette iyi ikili olurlardı şeklinde düşüncelere dalıyorum, feed the cat.
wants to move to bigger clubs: mütemadiyen fmyi acaba hangi ağa girip oynasam diye düşünmekteyim ama şu ana kadar hep kendimle yarıştım.
wants a new chalange: sürekli hayatımın başka bir evresine zıpladığımı hayal ediyorum, kendimi fm’ye daha çok verebileceğim bir hayat.
considering his options: bir yer var mıdır, sürekli happy with his new manager olacağın, bir yer var mıdır fm ile bütünleşeceğin, alıp bilgisayarımı gideceğim buralardan.
Kategorisi: Kategorilenmemiş | Etiketler: bilgisayar, football manager, futbol | Yorum Yok »
Yazım tarihi Ekim 15, 2007 yazan: senginy
Çevre Kirleniyor ve yakında yok olacak. O zaman hiçbir şey kalmayacak. Bu kadrla anlatılabilen bir konuyu neden anlamıyoruz anlamıyorum.
Kategorisi: Kategorilenmemiş | Etiketler: çevre kirliliği | Yorum Yok »
Yazım tarihi Ağustos 3, 2007 yazan: senginy
keşke öyle olsa…
ancak;
külliyen yalan olan, yıllar yılı bize tekrar tekrar yutturulan çakma kavramdır gerçekte. devlet vatanı ile de milleti ile de bölünmezliğini iddia ediyor ancak tek yaptığı bütünü homojen hale getirmeye çalışmak. oysa bütün olmanın tek karşılığı tek tip olmak değildir, bir bütün pekala çok sesli ve çok renkli de olabilir. fakat bunu bizim devlet politikamızın algılaması imkansız sanki, illaki tek tip olacaz: ırkçı, sünni. yok efendim herkes saf türk ve sünni olmak zorunda değil. olamaz da zaten, musta kemal’in kemikleri sızlar bugünki devlet politikasını görse.
madem bölünmez bütünlük diyoruz neden floryada doğan bebekle hakkari’de doğan bebek bölünmez bütün olamıyor? neden birisi her türlü olanağa sahipken öbürü eğer biraz şanslıysa çoban olabiliyor. neden? nerede kaldı bölünmez bütünlük? bölünmez bütünlük ne yazık ki ırkda ve sünnülikte kaldı ve diğerlerini yok etmede.
modern olma iddiasında isek saygı göstereceğiz farklılıklara, bu bize karşılıklı saygıyı getirecek, karşılıklı saygı da refahı. amaç eğer müreffeh bir toplum yaratmak ise devletin politikasının kökten değişmesi gerekiyor, yoksa birileri müreffeh değilken kimse tam müreffeh olamıyor. eğer bölünmez bütünlükse bu vatanın ve milletin her anlamda bölünmemesi demek olmalı: eğitimde de, sağlıkta da, kimliğini açıklama özgürlüğünde de, yurttaş olmada da. Atatürk’ün yaptığı “vatandaş olan herkes türktür” tanımı da tam budur.
Kategorisi: demokrasi, siyaset | Etiketler: devlet, fırsat eşitliği, türkiye | Yorum Yok »
Yazım tarihi Temmuz 24, 2007 yazan: senginy
ufuk uras’ın chp’den daha başarılı olması, chp’nin kenidisi tanımladığı solda olması ve chp’yi bir sol partiye evirerek iktidar yapabileceği için kimi çevrelerden yakın zamanda duyacağımız fikir.işin ciddi yanına dönersek bir partinin kendisini nasıl tanımladığından çok seçmenin onu nasıl tanımladığı önemlidir seçimlerde ve chp yanından bile geçmemesine rağmen halkın geneli tarafından sol olarak nitelenmektedir. bu durumda chp içinde bir sol hareketin gelişmesi türkiye’de bir sol hareketin başarlı olmasının yegane yoludur. aslında başlıktaki ufuk uras işin şakasıdır, tabi olursa güzel olur ama kastımız chp’nin bir sol partiye evrilmesidir.
Kategorisi: siyaset | Etiketler: ödp, chp, sol, ufuk uras | Yorum Yok »
Yazım tarihi Temmuz 24, 2007 yazan: senginy
Deniz Baykal yine istifa etmedi, Chp’nin seçim hezimetine rağmen, hatta basın toplantısında Chp’nin aldığı sonucu başarı olarak göstermeye bile kalktı.
Seçim gecesi partili seçmenin karşına çıkmayan, ertesi gün de kaçmaya devam eden, 24 temmuzda öfkenin dağılmış olması hesabı ile bir açıklama yaparak istifa tepkilerinden kurtulmaya çalışmıştır. seçmenin karşısına çıkamamasının sebebi karşılacağı muhalefete karşı duracak gücü olmayışındandır. ya istifa zorunda kalacak ya da yola devam dese bile o açıklama yapıldığı sırada başlayan muhalefete zorunlu olarak süreç içinde boyun eğecekti. bu durumdan kaçmıştır. Yazıktır. Zaten kendine özgü sağ bir parti olan chp’yi iyice sağa yaslamıştır ama sağın asıl sahibi olan rte’den okkalı bir tokat yemiştir. akıllanmamıştır.
Kategorisi: demokrasi | Etiketler: chp, deniz baykal, istifa, seçim | Yorum Yok »
Yazım tarihi Mayıs 23, 2007 yazan: senginy
bir halk, tam 11 milyon kişilik bir halk. anadilini konuşması yasak- ne olduğunu bilmeyenler için (°bkz: anadil)-, çocuğuna kendi dilinde isim koyması yasak, okuyup yazması engellenmiş, bir halk ağaların eline bırakılmış oy kaygısıyla, üretim yok, okul yok.
bir halk, sürekli suratlarına tükürüldüğü için, sürekli aşağılandıkları, hor görüldükleri için onu kandıran abd ve taşeron pkk’nın oyuncağı olmuş. bir halk ki umudu yok.
biz kemalistiz arkadaşlar. kemalizm ne der hatırlayan var mı? yurtta sulh cihanda sulh bu laf da ne yazık ki atamızın diğer lafları gibi ilkokul çocuğuna söylenir gibi anlaşılıyor. ulan barış ama nasıl? yasaklarla mı? zorbalıkla mı? yoksa demokrasi ile mi?
acaba mustafa kemal hangisini tercih ederdi? acaba mustafa kemal birinci meclis tutanaklarına geçen sözlerinde neler demişti? hatırlayan yoksa hatırlatayım: türk halkı türk ve kürt kavimlerinden oluşur. ama şimdi rahatsız olur bizim minik kemalist görünümlü kenanist beyincikelrimiz.
arkadaşlar ordaki kürt vatandaşlarımızı dışlayan şu an sizin savunduğunuz yaşakçı zihniyet? hatırla mısınız bir zamanlar anadolu’da mevlena adında kutsal bir atamız yaşamıştı. ya lafını hatırlayan var mı? gel, ne olursan ol yine gel. ve yahut yunus emre’yi hatırlayan var mı? hani bir lafı vardı: yaradılanı sevdik yaradandan ötürü. bunu da unutmuşuz öbürler gibi.
bırakalım girsinler meclise, bırakalım desinler ne diyeceklerse. eğer teröristlik yapmaya kalkarlarsa, kürt faşistliği yapmaya kalkarlarsa zaten onları kimse kurtaramaz. foyaları ortaya çıkar işte, daha ne istiyorsunuz? eğer kürt halkına ses olamazlarsa biterler işte daha ne istiyorsun?
türkiye türklerindir, ne mutlu türküm diyene, türk halkı türk ve kürt kavimlerinden oluşur. bu sözleri ard arda okuyun belki bir şeyler çağrışır.
Kategorisi: demokrasi, siyaset | Etiketler: dtp, kürt, milletvekili, pkk, seçim, siyaset, türk | Yorum Yok »
Yazım tarihi Mayıs 20, 2007 yazan: senginy
katılım olarak üç büyük şehirdeki mitinglerden daha az da olsa şehrin nüfusu, komşu şehirlerin nüfusları ve ulaşım olanakları göz önün alındığında katılımın yine yoğun olduğu bir miting olmuştur. 350.000 nüfusa sahip bir şehirde 100.000′den fazla insan toplanmıştır. taşrada oldukça iyi bir rakamdır.
bu mitingin en önemli yanı da chp-dsp bütünleşmesinin halk önüne çıktığı miting olmasıdır.
Kategorisi: demokrasi, kemalizm | Etiketler: 14 nisan, cumhuriyet, miting, samsun, ulusalcı | Yorum Yok »
Yazım tarihi Mayıs 14, 2007 yazan: senginy
cumhuriyet gösterilerinde bir şey çok dikkat çekti, o da gösterilere katılanların çok büyük bir çoğunluğunun şehirli orta sınıf oluşuydu. karşıt tarafta olanlar bu argümana dayanarak gösterilerin tüm halkı temsil etmediğini savundular ve gösterileri küçümsediler. bunu yaparken çok ciddi bir noktayı gözden kaçırdılar, her zaman olduğu gibi dünyayı ya yine okuyamadılar ya da okumak, anlamak istemediler. biraz açalım.
aralık 1999′da seattle’da dünya ticaret örgütü toplantısına karşı yapılan gösterilerle kıvılcımlanan orta sınıf hareketleri dünya politika arenasına damgasını vurdu.
seattle’den sonra, büyük ekonomi ve finans kurumlarının tüm toplantıları,washington, davos, prag ve nicede, ve daha küçük ölçekli olarak da cenova, ancona ve bologna’da, binlerce, on binlerce gösterici tarafından kuşatma altına alındı.
bunların sebebi neydi, bu gösterilerin türkiye’deki şeriat karşıtı gösterilerle alakası, ortak noktası ne?
küreselleşme karşıtı gösterilerin hepsinde gösteriyi yapan baskın sınıf orta sınıf, şehirli orta sınıftı. bunun sebebi ise giderek küçülen ve geliri azalan orta sınıfın statüsünü koruma refleksiydi. küreselleşme yüzündenbüyüyen gelir uçurumu orta sınıfı giderek fakirleştiriyor bu da ortasınıfta bu şekilde patlayan tepkilere yol açıyor, bu tepkiler gelecektede yoğunlaşarak devam edecek.
gelelim bu gösterilere zaten fakir olan sınıfların katılmamasının nedenine. busorunun nedenini bulmak için yakın geçmişe gitmek gerekiyor. 30 seneönce sermaye karşıtı gösterileri öğrencilerle birlikte orta sınıf vefakir sınıf birlikte yaparlardı. bugün ise meydanda fakir sınıflardankimse yok; çünkü sermaye fakir sınıfların kendisine yabancılaştırılması- cahilleştirilmesi evresini gerçekleştirdi. bugün artık “ne iş olsa yaparım”, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”, “bilmem kim ne yapmış”… anlayışı fakir sınıflara hakim. bu noktada sermaye sınıfı fakir sınıfları istedikleri gibi ajite edebilmekte ve kullanabilmektedir. bu sebeple artık sermaye karşıtı hareketlerde altsınıftan destek beklemek hayalperestliktir.
dünya’nıngeleceğinde artık orta sınıf söz sahibi olacaktır. geçmişten tecrübekazanmış ve sermaye hareketlerini ve oyunlarını daha iyi izleyebilenbir orta sınıf, ama bu sefer tek başına.
gelelim türkiye’ye. yazının başında da belirttik. orta sınıf kendisini tehlikede hissettiğinde meydanlara çıkıyor diye. türkiye’de şehirli orta sınıfın tamamına yakını laikdir, tabi burada laik olmayan ortasınıfı yok saymıyoruz ama bunlar aslında orta sınıf içine sonradan girmiş ve zihniyet itibari ile orta sınıftan çok kendisine yabancılaştırılan-cahilleştirilen fakir sınıfları andırmaktadır.
türkiye’de laik rejimin tehlikeye girdiğini gören laik orta sınıf meydanlara çıkmıştır. çünkü onların rahat ettikleri, modern yaşam tarzlarını devam ettirebilecekleri rejim laik rejimdir ve şeriatçıların iktidara gelmeleri durumunda özgürlüklerinin ve gelirlerinin yok olacağı haklı korkusuna sahiptirler. işte bu nedenle 14 nisan, 29 nisan ve 13 mayıs gösterileri düzenlenmiştir.
dünyada sermaye karşıtlığı olarak ortaya çıkan tepki türkiye’de şeriat karşıtlığı olarak ortaya çıkıyor. aslında bu durum orta sınıfın kendisini korumak istemesinin iki farklı tezahürü, şartlara göre farklı şekillerde tezahür eden tepkidir bu.
Tabi bu arada kendisine yabancılaştırılmış fakir sınıflara Türkiye’de karşı gösteriler yaptırılıyor- Yukarda bu sınıfın egemen sınıf tarafından ajite edilebildiğine değinmiştik. Bu başka bir yazının(muhtemelen bir sonraki) yazının konusu.
sonuç olarak dünya ve türkiye’nin geleceğini egemen sınıf ileorta sınıfın mücadelesi belirleyici olacaktır. eğer daha yaşanabilirbür dünya istiyorsak meydanlara çıkan orta sınıfa destek verme zamanı bizim için de gelmiş demektir.
Kategorisi: demokrasi | Etiketler: kapitalizm, küreselleşme, laiklik, orta sınıf, sınıf mücadelesi | Yorum Yok »